Malatya Depremi Sonrası TOKİ/Hak Sahipliği Uyuşmazlıklarının Hukuki Boyutu
Malatya depremi sonrasında kalıcı konutlara erişim ve yeniden düzen kurma ihtiyacı, çok sayıda vatandaşımız için “hak sahipliği” konusunu hayatın merkezine taşıdı. Uygulamada bu mesele çoğu zaman “TOKİ hak sahipliği” olarak anılsa da süreç, yalnız konut üretimi ve tesliminden ibaret değildir. Hak sahipliğine ilişkin değerlendirmeler; AFAD, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve yerel idare birimleri tarafından yürütülen başvuru, tespit, listeleme, itiraz ve karar aşamalarından oluşur. Bu aşamalarda verilen ret veya kabul kararları ise vatandaşlarımızın kalıcı konuta erişimini, borçlandırma koşullarını, teslim takvimini ve uzun vadeli ekonomik planlarını doğrudan etkiler.
YENİYURT HUKUK & DANIŞMANLIK olarak Malatya’da deprem sonrası ortaya çıkan uyuşmazlıklarda temel yaklaşımımız, süreci “tek bir evrak” üzerinden değil; idarenin attığı adımların bütününü dikkate alan, belgeleri doğru zamanda ve doğru mercie sunan, hak kaybı risklerini en baştan yöneten bir sistemle ele almaktır. Deprem koşullarında bilgi akışının zorlaşması, askı/ilan süreçlerinin herkes tarafından aynı anda takip edilememesi ve ailelerin farklı yerlere dağılması, sürelere ve usule ilişkin hataların artmasına yol açmıştır. Bu nedenle birçok dosyada sorun, kişinin gerçekten haklı olup olmamasından önce, hakkını arama yolunun doğru işletilmemesi nedeniyle büyüyebilmektedir. Bizim işimiz, müvekkilin talebini “doğru hukuki zemine” oturtarak, uyuşmazlığı en kısa ve etkili biçimde çözmeye elverişli hale getirmektir.
Deprem sonrası hak sahipliği uyuşmazlıkları pratikte birkaç ana başlıkta karşımıza çıkar. En sık görülen tablo, “hak sahibi değilsiniz” şeklindeki ret kararlarıdır. Bu retler çoğu zaman ikamet değerlendirmesi, mülkiyet ilişkisi, başvuru eksikliği veya idarenin aynı haneden birden fazla başvuru tespit etmesi gibi gerekçelere dayandırılmaktadır. Burada kritik olan, müvekkilin deprem öncesi fiilî yaşam düzenini ve taşınmazla bağını ikna edici biçimde ortaya koymaktır. Özellikle ikamet konusundaki tartışmalarda, yalnızca tek bir kayıt yerine; adres geçmişi, abonelik ve tüketim dökümleri, muhtarlık yazıları, bina yönetimi bilgileri, varsa sigorta veya diğer resmi kayıtlar birlikte değerlendirildiğinde dosyanın ispat gücü belirgin biçimde artar. Bu yaklaşım, idarenin “eksik inceleme” yaptığı veya somut gerçekliğe uygun olmayan bir sonuca vardığı iddiasını güçlendirir.
İkinci önemli uyuşmazlık alanı, hasar tespiti kaynaklı süreçlerdir. Hasar tespitinin “az hasarlı” ya da “orta hasarlı” belirlenmesi, çoğu durumda kişinin kalıcı konuta erişim beklentisini doğrudan etkileyebilmektedir. Bu noktada karşılaşılan temel sorun, tespitin hatalı olduğuna inanılmasına rağmen itiraz süresinin kaçırılması veya hangi aşamada hangi işleme başvurulması gerektiğinin belirsiz kalmasıdır. Deprem dosyalarında hasar tespiti çoğu zaman teknik bir inceleme gerektirir; ancak hukuken daha da önemlisi, bu tespitin hangi idari karara dayanak yapıldığı ve kişinin haklarını hangi noktada etkilediğidir. Bizim bakışımızla, önce “hangi kararın” müvekkilin durumunu değiştirdiğini netleştirmek; ardından itiraz ve dava yolunu buna göre kurmak gerekir. Aksi halde kişi doğru gerekçeye sahip olsa bile yanlış adım nedeniyle zaman kaybedebilir.
Üçüncü alan, askı listeleri, ilanlar ve süreler konusudur. Malatya’da deprem sonrası hayatın olağan akışının bozulması; barınma, iş, sağlık ve güvenlik sorunlarının aynı anda yaşanması nedeniyle birçok kişi ilan ve askı süreçlerini fiilen takip edememiştir. Buna rağmen süreçler belirli tarihlerde işletildiği için, “başvuru/itiraz kaçırma” sorunu sıkça ortaya çıkmıştır. Bu dosyalarda en önemli mesele, müvekkilin gerçekten ne zaman ve nasıl haberdar olduğu, o dönemde içinde bulunduğu koşullar ve bilgiye erişim imkânlarıdır. Yargısal süreçte, hak arama özgürlüğünün etkili kullanılabilmesi için “öğrenme tarihi” tartışması, fiilî imkânsızlıklar ve idarenin bildirim yönteminin somut koşullarda erişilebilir olup olmadığı gibi hususlar önem kazanır. Bu nedenle her dosyada, müvekkilin yaşadığı fiilî şartlar hukuken görünür hale getirilmeli ve sürece etkisi doğru şekilde anlatılmalıdır.
Dördüncü başlık, miras ve hisseli taşınmazlardan doğan hak sahipliği sorunlarıdır. Depremde zarar gören taşınmazın miras yoluyla intikal etmesi, tapunun güncel olmaması veya hissedarların birbiriyle uzlaşamaması, idari sürecin ilerlemesini zorlaştırabilir. Bu tür dosyalarda yalnızca idari başvuru veya dava yürütmek çoğu zaman yeterli olmaz; mirasçılık belgesi, temsil ve muvafakat düzeni gibi tamamlayıcı adımların da planlanması gerekir. YENİYURT HUKUK & DANIŞMANLIK olarak bu dosyalarda hedefimiz, bir yandan idari süreçte hak kaybı yaşanmasını önlemek, diğer yandan özel hukuk kaynaklı uyuşmazlıkları kalıcı şekilde çözecek bir yol haritası kurmaktır.
Beşinci alan ise teslim ve borçlandırma aşamasında gündeme gelen uyuşmazlıklardır. Kalıcı konutlara ilişkin borçlandırma şartları, teslim takvimi, bağımsız bölüm belirleme ve idari kayıtların güncellenmesi gibi süreçler, hak sahipliği tespiti kadar belirleyici hale gelebilir. Bu noktada müvekkilin talebi, kimi zaman doğrudan hak sahipliği ret kararının kaldırılması; kimi zaman da hak sahipliği kabul edilmiş olsa bile teslim/borçlandırma sürecinin hukuka uygun yürütülmesi olabilir. Her iki durumda da temel prensip, işlemin niteliğini doğru tespit ederek, doğru başvuru yolunu ve doğru talepleri kurmaktır.
Bütün bu tabloda en önemli risk, zamanında hareket edilememesidir. İdari süreçler, süreler ve başvuru basamakları bakımından hassastır. Deprem sonrası yaşam koşullarının ağırlığı, çoğu zaman hak arama sürecinin takibini güçleştirmiştir. Buna rağmen hukuki açıdan geri dönülmesi zor sonuçlar doğmaması için, sürecin erken aşamasında profesyonel değerlendirme yapılması büyük önem taşır. Bizim çalışma yöntemimiz, dosyayı en başta bir “zaman çizelgesi” şeklinde kurmak, idarenin elindeki gerekçeyi ve eksik inceleme noktalarını tespit etmek, müvekkilin lehine olan olguları belgeyle güçlendirmek ve gerekiyorsa yargı yolunu etkin biçimde işletmektir.
YENİYURT HUKUK & DANIŞMANLIK olarak Malatya depremi sonrası hak sahipliği uyuşmazlıklarında amacımız, müvekkillerimizin barınma güvenliğini ve hukuki durumunu mümkün olan en kısa sürede netleştirmek; idari işlemlerin yanlış veya eksik değerlendirmeye dayanması halinde bunun düzeltilmesini sağlamak ve müvekkilin hak kaybı riskini azaltmaktır. Her dosya kendi gerçekliği içinde değerlendirilir; ancak ortak ilke şudur: Deprem gibi olağanüstü koşullarda bile idari işlemler yargısal denetime tabidir ve vatandaşın hak arama yolları açıktır. Bu yolların etkili kullanılabilmesi, sürecin başından itibaren doğru yönetilmesiyle mümkündür.
Hemen Ara